SON DAKİKA

Rafa kaldırılan Tarımda Milli Birlik Projesi

Bu haber 04 Mayıs 2019 - 11:20 'de eklendi ve 20 views kez görüntülendi.

Geçen hafta Ali Ekber Yıldırım tarafından duyurulmuştu.

Aslında 25 Nisan’da resmen açıklanacaktı.

Doğru olup olmadığı teyit bile edilmeden, sadece sızan bilgiler üzerinden tarım sektörü paydaşları hep bir ağızdan homurdanmaya başlayınca zaten ortam gergin, proje rafa kalktı.

Sızıntı bilgi üzerinden yorum yapmak istememiştim, bekleyeyim ilk ağızdan duyayım demiştim, ama öyle bir ihtimalde kalmayınca yani proje doğmadan ölünce pişman oldum.

İnşallah tamamen iptal edilmemiştir sektörden alınacak görüşler doğrultusunda revize edilecek öyle sunulacaktır.

Neyse ben görüşümü şöyle bir kenara bırakayım belki ilgili birileri görür ve belki bir faydası olur.

Eldeki bilgilere göre yorum yapacak olursam çok çok çok doğru ve çok çok çok sorunlu şeyler var bu projede.

Neresi doğru?

Çiftçileri kooperatif altında birleştirme fikrine nihayet gelinmesi doğru.

Benim “Kollektif Çiftçilik” diye isimlendirdiğim yani yan yana tarlası olan çiftçilerin sınırları kaldırıp sanki tek bir tarla gibi ekip biçmek için kooperatif kurmaları ise maksatları, doğru karar.

Bizde yaygın kooperatif anlayışı Tarım Satış Kooperatifleridir.

Çiftçi bireysel olarak ekip biçer hasadı kooperatife getirir kooperatifte pazarlar.

Tariş, Marmarabirlik, Fiskobirlik vs. vs.

Bunları da devletin kuruluşu zanneder.

Çünkü devlet yıllarca bunlar üzerinden destekleme alımları yaptı. Devletin parasıyla 5 e aldılar 3 e sattılar, o 3 de masrafa gitti 5 lira devlete görev zararı yazıldı 80 milyonun sırtına yük olarak bindi.

Şu an düzgün bir şeyler yapmaya çalışanları vardır komple gömmüş gibi olmayayım ama sonuçta tarlada değiller kollektif çiftçilik ile çiftçinin malını pazarlama farklı şeyler.

Biri ucuza maletme diğeri değerli satma peşinde.

Tarım üretim demektir. 

1 tohum atarsın 40 tohum alırsın.

Yani normal şartlarda devletin desteğine ihtiyaç duyan değil devleti büyüten bir durumda olmalı.

Ama küçük küçük tarlalarda ölçek ekonomisine uygun olmayan tarım yapmaya çalışırsan ve bunu desteklersen kuru bir tulumbaya su vermeye benzer. Su vermezsen su alamazsın. Sonra bir gün derler ki biz bu desteği vereceğimize ithal edelim daha ucuza gelir.

Neyse lafı uzatmayayım kollektif çiftçilik gerekli. Kastettikleri şey bu ise çok çok çok doğru.

Üretim bu sayede planlı olur bir sene soğan az ekildi diye fiyat uçmaz ertesi sene çok ekildi diye tarlada kalmaz maliyet düşer kalite artar vs vs.

Tarım bakanlığının kooperatiflere entegrasyonu konusu. Bak burası önemli 🙂

Burada bakanlığın iki fonksiyonu olduğu unutulmamalı.

Çiftçi eğitimi ve mühendislik hizmetleri konusunda kollektif çiftçilik kooperatifleri kurulduğunda bu hizmeti veren mühendisleri kooperatiflerin bünyesine aktarılması gayet akıllıca.

Ama birde denetim görevleri var. 

Onlar yine bakanlıkta kalmalı ve hatta daha güçlenmeli. Yada daha da iyisi polis teşkilatına devredilmeli.

Gelelim beğenmediğim kısmına.

Zaten çoğunlukla ağır itiraz bu bölümüne.

Şunu da söyleyeyim itiraz eden çiftçi falan değildir.

Çiftçi devlet işin içine girsin ister. 

Garanti kapı. Ayrıca seçim zamanlarında kese iyice açılır. Devlet eskidende destekleme alımlarıyla piyasaya tüccar gibi girerdi kaliteye veya satıp satamayacağına bakmadan piyasadan yüksek fiyata alırdı. Bunu bilir ve özlerler o yüzden çiftçi itiraz etmez. Ha sonra devlet zarar ediyormuş bu zarar 80 milyonun sırtına biniyormuş o kısmıyla ilgilenmez.

Böyle bir şey gerçekleşse mağdur bizim gibi tarımsal ürünleri alıp işleyip satan firmalar olacak.

Genel Türk İşadamı korkaktır ön plana çıkamaz o yüzden çiftçiyi öne sürer.

Eli nasırlı beli bükük çiftçim köylüm edebiyatı çok popülerdir.

Ben net söyleyeyim.Tonla yatırım yapmışız Makina teçhizat depo bina ve bir sürü deneyim kazanmışız müşteri portföyü yetişmiş iş gücü falan hepsini bir kalemde sil at neymiş devlet sonu belli olmayan bir maceraya atılacak uluslararası sermaye ile ortak şirket kuracak.

Olmaz öyle kusura bakmayın.

Sanayici dediğini puro yakıp şömine önünde viski içen garibanın kanını emen vampir zannedenler çok film izlemiş .

Bu ülkede sanayicinin yüzde 99 u kobi.

Çoğu işini küçücük bir atölyeden kazandıkça taş taş üstüne koya koya büyütmüş.

Sorsan çoğunun bankada kredi borcu vardır.

Belkide korkusu pusmuşluğu çiftçinin arkasına saklanma ihtiyacı bundandır.

Ben bu işin olurunu söyleyeyim ki boşa zaman kaybedilmesin.

Güney Kore’de eskiden bir sürü teknoloji firması varmış. Bunlar birbirleri ile fiyat bazlı rekabet etmekten kendilerini geliştirecek yatırımları yapamıyorlarmış.

Devlet işe el atmış Sektördeki en büyük iki firma olan LG ve Samsung’u diğer firmaları satın alıp bünyelerine katacak şekilde desteklemiş.

Küçük firmalar batmamış büyük firmalar daha da büyümüş. Bu sayede Güney Kore’den iki dünya markası dev şirket doğmuş.

Bu örneği gıda ve tarıma uygularsak her ürüne dayalı sektörde iki olur üç olur 5 olur markayı destekleyip ama küçük firmaları batırmak değil satın alma veya ortaklık kurma şeklinde büyütmek makul bir çözümdür.

Birleşmelerle şirketlerin büyümeside yine bir tür kooperatif örneğidir.

Herkesin hayal ettiği ve hayıflandığı niye bizde de yok dediği “Dünya Markaları” en acısız ancak böyle olabilir.

Mustafa Alhat
Mustafa Alhatmustafaalhat@gmail.com