Fransız medyası manşetten verdi! ‘Türkler geri döndü!’ « HABER – YAZI – YORUM / Türkiye'nin Haber Sitesi

SON DAKİKA

Fransız medyası manşetten verdi! ‘Türkler geri döndü!’

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de haklı mücadelesi devam ederken, Fransa ve Yunanistan’dan Türkiye’ye yönelik yeni tehditler peş peşe sıralanıyor. Fransız haber sitesi Aleteia, Doğu Akdeniz’deki durumla ilgili değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’nin gücünü öven haber sitesi, ‘Türkler geri döndü!’ ifadesini kullandı.

Bu haber 20 Eylül 2020 - 13:45 'de eklendi ve 82 views kez görüntülendi.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de haklı mücadelesi devam ederken, Fransa ve Yunanistan’dan Türkiye’ye yönelik yeni tehditler peş peşe sıralanıyor. Fransız haber sitesi Aleteia, Doğu Akdeniz’deki durumla ilgili değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’nin gücünü öven haber sitesi, ‘Türkler geri döndü!’ ifadesini kullandı.

Öte yandan Doğu Akdeniz geriliminde Yunanistan’a destek veren Fransa’da, “Türkiye’ye karşı gerçekleştirilebilecek misillemeler” konuşulurken, Alman Dış İlişkiler Konseyi Direktörü ve Josep Borrell’in özel danışmanı Daniela Schwarzer, Yunan medyasına verdiği röportajda yaptırımlar konusunu masaya yatırdı. İşte son dakika haberinin gelişmeleri…

Türkiye’nin, Doğu Akdeniz’de yer altı kaynaklarına yönelik araştırma ve sondaj çalışmaları sürerken Fransız haber sitesi Aleteia, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki kararlı adımlarını manşetine taşıdı.


Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de haklı mücadelesini manşetine taşıyan Fransız haber sitesi Aleteia, Türkiye’nin Osmanlı zamanındaki Akdeniz emellerini yenileyerek güç göstergesinde bulunduğunu yazdı.


Türkiye’nin gücünü öven haber sitesi, La Turquie est de retour “Türkler geri döndü” manşetini atarak “Türkiye, Osmanlı İmparatorluğu’nun Akdeniz emellerini yenileyerek, Avrupa ülkelerinin zayıflıklarına zıt bir kararlılık ve güç gösteriyor.” ifadelerini kullandı.


Türkiye’nin Paris Büyükelçisi İsmail Hakkı Musa’nın Europe 1 Radyosuna katılarak Fransa’nın Türkiye’ye yönelttiği eleştirilerin yanlış olduğunu hatırlattığını anlatan haberde, “Dünyanın varlığından bu yana tüm ulusların yaptığı gibi, Türkiye’nin rahatlıkla anlaşılacak şekilde çıkarlarını koruduğunu söyleyebiliriz.” ifadelerine yer verildi.


Haberde, Fransa’nın “Türkiye’nin Akdeniz emellerini bozmak için tarihi müttefiki Yunanistan’ı, yine kendi çıkarları doğrultusunda desteklemeyi seçtiği” ifadeleri kullanıldı.

ALMANYA’DAN TOKAT GİBİ CEVAP

Öte yandan Fransa ve Yunanistan’dan Türkiye’ye yönelik tehditler sıralanırken, Almanya’dan kritik açıklamalar geldi. Avrupa Konseyi’nin dönem başkanlığını üstlenen Almanya’dan üst düzey isim Daniela Schwarzer, Yunan medyasına verdiği röportajda yaptırımlar konusunu masaya yatırdı. İşte gelişmeler…


Daniela Schwarzer, Türkiye’ye yönelik yaptırımların erken uygulanması tehlikesinin göz ardı edilmemesi gerektiği konusunda uyardı. Alman Dış İlişkiler Konseyi Direktörü ve Josep Borrell’in özel danışmanı Daniela Schwarzer, Yunan medyasına röportaj verdi.


Kathimerini gazetesine verdiği röportajda yaptırımlar konusunu “birkaç yönden karmaşık” olarak nitelendiren Schwarzer, “uygulanması gerekip gerekmediği, ne ölçüde, hangi şartlar altında ve hangi şartlar altında kaldırılmaları gerektiği” konusunda adımların çok dikkatli atılması gerektiğini söyledi.


Daniela Schwarzer, “Henüz geniş ve derin yaptırımlar noktasına ulaşmadık. Arabuluculuk çabasına başarılı olması için bir şans daha verilmelidir.” ifadelerini kullandı.


Schwarzer’e göre, Yunanistan-Türkiye krizi, Avrupa Birliği için, özellikle de dönüşümlü Konsey başkanlığını yürüten ve arabulucu rolünü oynamaya çalışan Almanya ile “Yunanistan’ı başka şekillerde desteklemeye” çalışan Yunanistan ve diğer ülkeler arasında “çok karmaşık” bir kriz.


Daniela Schwarzer, Ankara gerginliği azaltma yönünde hareket ederse, açık bir diyalog teklifiyle krizin bastırılması ve dengelenmesi gerektiğini ifade etti.

Avrupa’nın Türkiye’yi farklı bir şekilde görmesinin vakti geldi diyen Schwarzer, Türkiye’nin bölgesel düzeyde etkisini artırdığını ve Türkiye’nin Avrupalıların kilit öneme sahip olduğunu düşündüğü göç anlaşmasında AB’nin ortağı olmaya devam ettiğini de hatırlattı.


Avrupa ile ekonomik bağların da kuvvetli olduğunu anımsatan Schwarzer, Türkiye ile ilişkilerin Doğu Akdeniz’deki çatışmaya indirgenemeyecek bir ilişki olduğnun altını çizdi.

Alman Dış İlişkiler Konseyi Direktörü, özellikle Almanya’da, Türk asıllı Alman nüfusu ve orada daimi ikamet eden Türkler ile önemli bir iç boyut olduğunu vurguladı.

KENDİ MİLLETVEKİLLERİ DE ELEŞTİRİYOR

Öte yandan Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de haklı mücadelesi devam ederken, Yunanistan’ın uluslararası hukuka uymayan hareketleri ve açıklamaları kendi milletvekilleri tarafından da eleştiriliyor.

Bir sempozyuma katılan Yunan milletvekili Dimitris Keridis, Başbakan Kiryakos Miçotakis’in son dönemdeki ifadelerini boşa çıkaran açıklamalar yaptı.

Ege Denizi’nin çoğunluğunun uluslararası su olduğunu belirten Keridis “Türklerin de bu denizde bir kıyısı ve iki adası var. Türkiye’nin gözünden bakarsak eğer ortada çok büyük adaletsizlik var. Yaklaşık yüzde 40’ı ve tam olarak bu yüzden uluslararası suların Yunan denizi olmadığı gerçeğini sadece Türkler değil; geri kalan gezegen de söylüyor” dedi.

Türkiye’nin batı bölgesinde yaklaşık 40 milyon insanın yaşadığını söyleyen Keridis “Meis adasında ise sadece 482 kişi bulunuyor. Meis’de ufak da olsa bir yerleşim yeri vardır, çünkü kıta sahanlığına sahip olmak için bir adada yerleşim olması gerekir.” dedi ve ekledi:

“Yunanistan ‘bölgede insanlar yaşıyor’ diyor ve Türkiye de ‘kendi insanlarım yaşıyor’ diyor. Ama birinde 482 kişi diğerinde 40 milyon kişi var. Yunanistan, Lahey Adalet Divanı’na gitmekten yana değil. Çünkü mahkemeden Yunanistan’ın lehine bir karar çıkmaz. Atina kaybetmekten korkuyor. En muhtemel karar çoğunlukla bizim lehimize bir uzlaşma kararı çıkarmaktır ancak bu 80 milyonluk Türkiye için de uygun olacaktır. Meis adasını bile kaybedebiliriz.”

“LAHEYE GİTMEYELİM”

Bir başka Yunan milletvekili Dimitris Kammenos ise Skai TV’de katıldığı programda “Başbakan Kiryakos Miçotakis’in kız kardeşi Bakoyanni, Lahey’e gitmemiz gerektiğini söyledi.

Yunanistan Lahey’e giderse elimizde olan çoğu şeyi kaybederiz. Meis’i ve kıta sahanlığımızı kaybedeceğimizi söylüyorum. Eski Yunanistan Dışişleri Bakanı Georgios Katrougalos’un Türkiye’nin geniş bir sahile sahip olduğu konusunda bir konuşması var” dedi.

FRANSA’DAN YENİ AÇIKLAMALAR

Doğu Akdeniz’deki bilek güreşinde Türkiye karşısında hezimete uğrayan Yunanistan ve en önemli müttefiki Fransa’dan yeni açıklamalar geldi. Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias, Avrupalı mekvidaşlarından gerekli olması halinde Türkiye’ye karşı uygulanacak muhtemel bir yaptırım listesi hazırlanmasını istedi.

Yunan Kathimerini, Dendias’ın söz konusu talebi Çekya’nın başkenti Prag’da Tomas Petricek’le düzenlediği basın toplantısında dile getirdiğini bildiriyor. Yunan Dışişleri Bakanı, “Şimdi Türkiye’ye yaptırım istemiyoruz” ifadesini kullandı fakat Ankara’nın yeniden eski adımlarına dönebileceğini ileri sürdü.

Aşırı sağcı Dimokratia gazetesinin mide bulandırıcı manşetinin ardından Türk Dışişleri Bakanlığı’nın Ankara’daki Yunanistan Büyükelçisi’ni bakanlığa çağırması da, yine Kathimerini’de yer alıyor.

Türkiye’nin Barbaros Hayreddin Paşa gemisi için Kıbrıs açıklarında 18 Ekim’e kadar sürecek yeni NAVTEX ilanı da, yine Yunan medyası tarafından sayfalara taşındı. Ethnos gazetesi ise, Brüksel’deki NATO binasında Türk ve Yunan askeri heyetlerin dördüncü kez buluştuğunu, 24 Eylül’de beşinci görüşmenin gerçekleşeceğini aktarıyor.

Güney Kıbrıs’a destek ziyaretinde bulunan Fransa’nın Avrupa İşleri Bakanı Clement Beaune, Türkiye’ye karşı yaptırımlarla ilgili tüm araçları etkinleştirmeye hazır olması gerektiğini savundu.

Avrupa’dan son haftalarda birçok isim destek için Güney Kıbrıs’a gitmiş durumda. Bunlar arasında Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı Charles Michel de var. Meis Adası’nı ziyaret ederek Ankara’nın tepkisini çeken Yunanistan Cumhurbaşkanı Katerina Sakellaropoulou ise, bu kez Güney Kıbrıs’a gitmeden önce çizgiyi aşan sözler sarfetti.

Yarın adanın güneyine resmi ziyarette bulunacak Sakellaropoulou, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın Türkiye’nin meydan okumalarına karşılık vermeye hazır olduğunu savundu.

Güney Kıbrıs haber ajansına röportaj veren Yunan Cumhurbaşkanı, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de provokatif davrandığını ileri sürüp “Biz diplomasi yolunu izliyoruz ancak bununla birlikte gelebilecek tüm meydan okumalara karşılık vermeye hazırız” dedi.

Akdeniz’e kıyısı olan AB ülkelerini 10 Eylül tarihinde bir araya getiren Fransa lideri Emmanuel Macron ise, Türkiye’ye karşı nefretini bu kez Türkçe bir Twitter mesajıyla gösterdi.

Macron, resmi hesabından “Ajaccio’da, Türkiye’ye net bir mesaj gönderdik: iyi niyetli, naiflik olmaksızın sorumlu bir diyaloğu yeniden açalım. Bu çağrı bundan böyle Avrupa Parlamentosu’nun da çağrısı. Görünüşe göre de işitilmiş. İlerleyelim” yazdı. Macron söz konusu MED7 zirvesinde çizgiyi aşan cümleler kurmuş, Türkiye’nin bölgede artık bir ortak olmadığını ve AB olarak Ankara’ya net bir mesaj verilmesi gerektiğini savunmuştu.

Yunan basını, hafta başında ABD’nin İncirlik Hava Üssü’nde depoladığı 50 nükleer savaş başlığını Girit Adası’ndaki Suda Üssü’ne taşımaya hazırlandığı yönündeki söylentilerin arttığına hafta başında dikkat çekmişti.

Washington Examiner’a konuşan ABD Senatosu Dış İlişkiler alt komitesine başkanlık eden Wisconsin Senatörü Ron Johnson ise, “İncirlik’e ne olacağını bilmiyoruz. En iyisini umuyoruz ancak en kötüsünü de planlamalıyız” demişti.

Washington Examiner’ın haberinde “ABD Donanması, Yunanistan’ın Girit adasındaki Suda Körfezi’nde bir üs tutuyor ve Washington ile Ankara arasındaki gerilimle birlikte üssün önemi artıyor” cümlesi öne çıkmıştı.

Tüm bu gelişmeleri ise doğrudan ABD Savunma Bakanlığı yalanladı. Anadolu Ajansı’na konuşan Pentagon sözcüsü Yarbay Thomas Campbell, ABD’nin İncirlik Hava Üssü’den taşınma gibi bir planının olmadığını söyledi.

Yarbay Campbell, “ABD, Türkiye hükümetinin davetiyle on yıllardır İncirlik Hava Üssü’nü kullanıyor, NATO müttefikimiz Türkiye ile güçlü ortaklığımızın kanıtı devam edecek” dedi.

Yunanistan’ın en büyük adası Girit’teki Suda üssü, Doğu Akdeniz’de suların ısınmasıyla neredeyse bütün yaz boyunca gündemdeydi. Üs, önce iki Fransız Rafale jetinin inmesiyle haber oldu. Ardından Birleşik Arap Emirlikleri de aynı üsse savaş uçağı yolladı.

Doğu Akdeniz’de müttefikleri Fransa, İtalya ve Güney Kıbrıs’la Ağustos ayında tatbikat yapan Yunanistan, Türkiye’nin azılı düşmanı Birleşik Arap Emirlikleri ile de yine Girit semalarında tatbikata girişti.

Fransız Le Figaro gazetesi, Yunanistan’ın Türkiye korkusuyla büyük bir silahlanma programı ilan ettiğini sayfasına taşıdı. Habere göre, Yunanistan Fransa’dan 18 Rafale jeti satın alacak, bunların altısı yeni ve 12’si ise ikinci el.

Le Figaro, Fransız hava kuvvetlerinin ilk etapta ikinci el Rafale jetlerini Mirage 2000’lerin yerini alması içni göndereceğini, ardından yeni üretim jetlerin teslim edileceğini yazdı. Fransız gazetesinde yer alan bir başka analizde ise, Yunanistan’ın alacağı Rafale jetlerinin Doğu Akdeniz’deki güç dengesini değiştireceği ileri sürüldü.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 12 Ağustos tarihinde Doğu Akdeniz’e asker göndereceğini ilan etmesinin üzerinden 24 saat geçmeden, Yunanistan ve müttefiki Fransa Girit açıklarında ortak tatbikata girişmişti. Tatbikatta birçok Yunan fırkateyninin yanı sıra Fransız filosunda helikopterlerin havalanabildiği FS Tonnerre tipi bir savaş gemisi de vardı. Tatbikatta ayrıca Girit’teki Suda’ya inen iki Fransız Rafale jeti de yer aldı.

ABD Jeolojik Araştırma Merkezi’nin (USGS) 2010 yılında yaptığı bir araştırmaya göre, Doğu Akdeniz’in Levant Havzası bölümünde tahmini 1,7 milyar varil geri kazanılabilir petrol ve 122 trilyon kübik fit gaz var.”

Türkiye’nin Mayıs ayı sonunda Akdeniz’deki yeni ruhsat başvurularını Resmi Gazete’de yayımlaması ve Dışişleri Bakanlığı’nın Twitter hesabından paylaşılan haritalar, Yunanistan’ı paniğe sürükledi. Uluslararası destek arayışına giren Atina yönetimi, Girit ve Rodos açıklarında müttefikleriyle tatbikatlar yaptı.

Türk Dışişleri, bu hafta başında ise Ankara’nın Birleşmiş Milletlere (BM) bildirdiği Doğu Akdeniz’deki deniz sınırları içinde Oruç Reis sismik araştırma gemisinin faaliyet yürüttüğü bölgeyi gösteren haritayı paylaştı.

Twitter hesabında haritaya yer veren Dışişleri Bakanlığı İkili Siyasi İşler ve Denizcilik-Havacılık-Hudut Genel Müdürü Büyükelçi Çağatay Erciyes, “Yunanistan ana karasına 580 kilometre uzaklıktaki Kastellorizo (Meis) adlı 10 kilometrekarelik Yunan adası nedeniyle Yunanistan, 40 bin kilometrekare deniz yetki alanı talep ederek, Oruç Reis’i durdurmaya ve Doğu Akdeniz’i Türkiye’ye kapatmaya çalışmaktadır” dedi.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın yaptığı resmi açıklamada ise, Yunanistan’ın diyalog şansını kendi elleriyle kenara ittiği belirtilerek “Bölgedeki askeri varlığımız, herhangi bir tırmanmaya yol açma hedefi taşımamakta olup, tamamen, gerekmesi halinde meşru savunma hakkını kullanmaya yöneliktir. Sivil bir gemimize askeri müdahalede bulunulmasına tabiatıyla izin verilmeyecektir” denildi.

Yunanistan’ın Mısır ile 6 Ağustos Perşembe günü imzaladığı deniz yetki alanlarını belirleyen anlaşma, Türkiye ile Yunanistan arasındaki müzakerelerin yeniden askıya alınmasına neden oldu. Anlaşma, Girit ve Rodos adalarının kıtasahanlıklarının kısmen kullanılması şartıyla Mısır’ın kıtasahanlığı ile dikey bir koridor oluşturulmasını hedefliyor.

BBC Türkçe’nin haberine göre, Ankara’nın ‘korsan’ olarak tanımladığı anlaşmanın resmiyet kazanabilmesi için, iki ülke parlamentolarında onaylanması ve ilgili koordinatların Birleşmiş Milletler’e sunulması gerekiyor.

Türkiye ise, anlaşmanın ardından Oruç Reis araştırma gemisinin sismik çalışmalar için Akdeniz’e açılacağını, Pazartesi günü yayımladığı bir NAVTEX ile duyurdu. 10-23 Ağustos arası geçerli olacak NAVTEX kapsamında, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait iki savaş gemisi de Oruç Reis’e eşlik ediyor. Yunanistan da aynı gün aynı bölge için NAVTEX ilan etti ve Türkiye’nin duyurusunun yasa dışı olduğunu kaydetti.

Almanya’nın başlatması beklenen arabuluculuk girişimi, Yunanistan’ın Mısır ile anlaşma yapması, Türkiye’nin de gemilerini yeniden ihtilaflı bölgeye göndermesi ile daha başlamadan son bulmuş oldu. Her iki tarafın denizde ve havada askeri varlıklarını artırıyor olmaları bölgedeki gerginliğin sıcak çatışmaya kadar varması riskini de beraberinde getiriyor.

Ege Denizi’nden kaynaklanan kıta sahanlığı, karasuları, adaların statüsü ve hava sahası hattı gibi konularda on yıllardır süren anlaşmazlıkların, özellikle son bir yılda Akdeniz’e de yayılması Ankara-Atina hattında çok daha sert bir sürecin başlamasına neden oldu.

Türkiye, 27 Kasım 2019’da Libya ile imzaladığı Deniz Yetki Alanlarını Sınırlandırma anlaşması ile Yunanistan’ın Girit, Karpathos ve Rodos adalarının güneyinde kalan bölgeyi kıta sahanlığı kapsamında gördüğünü ilan etmiş ve bu anlaşmayı BM’ye kaydettirmişti. Anlaşmanın uluslararası hukuka göre bir geçerliliği olmadığını savunan Atina, 1982 tarihli Uluslararası Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne göre adaların kıta sahanlığı hakları olduğunu, Türkiye’nin ortaya koyduğu haritanın Yunanistan’ın egemenlik haklarını çiğnediğini ilan etmişti.

Avrupa Birliği (AB) de Yunanistan’ın açıklamalarını desteklemiş, Türkiye’nin ‘yasa dışı’ olarak tanımladığı hidrokarbon çalışmalarını durdurmasını talep etmişti. Siyasi alanda yaşanan bu gerilime rağmen, 2019’un ikinci yarısından itibaren Ankara ile yeni kurulan Atina hükümeti arasında diyalog kanalları açık tutuldu. Ancak Yunanistan’ın Fransa ile Türkiye arasında son dönemde giderek gerilen ilişkileri kendi lehine kullanma çabası ve başta AB olmak üzere uluslararası platformlarda köşeye sıkıştırmaya çalışması Ankara’nın tepkisini çekti.

Türkiye, Yunanistan’ın Kıbrıs Rum tarafı ile Akdeniz’deki diğer kıyıdaş ülkeler Mısır ve İsrail ile hidrokarbon faaliyetlerini devam ettirmesi, bunu yaparken de Türkiye ve Kıbrıs Türkleri’nin çıkarlarını göz ardı etmesine tepki duyarak pozisyonunu sertleştirdi.

21 Temmuz’da Türkiye’den ilk NAVTEX

Türkiye, 13 Temmuz’da Fransa’nın girişimiyle toplanan AB Dış İlişkiler Konseyi toplantısından bir hafta sonra 21 Temmuz’da ‘denizcilere duyuru’ anlamına gelen ilk NAVTEX’ini yayınladı ve Oruç Reis araştırma gemisinin Türkiye’nin BM’ye bildirdiği kıta sahanlığı sınırları ve 2012 yılında TPAO’ya verilen ruhsat sahaları içinde kalan bölgede sismik araştırmalar yapacağını ilan etti.

Yunanistan ise Türkiye’nin araştırma yapacağı alanların kendi kıta sahanlığı içerisinde olduğunu açıklayarak, sert tepki vermişti. Egemenlik haklarını koruma konusunda geri adım atmayacağını bildiren Yunanistan’ın teyakkuza geçerek bölgeye savaş gemilerini göndermesi, bunun üzerine Türk Deniz Kuvvetleri’nin Oruç Reis’e sağlanan güvenliği artırması bir anda sıcak çatışma tehlikesinin doğmasına yol açmıştı.

Taraflar arasındaki gerginlik, AB Dönem Başkanı sıfatıyla devreye giren Almanya Başbakanı Angela Merkel’in 22 Temmuz’da Erdoğan ve Miçotakis ile telefonda görüşmesi üzerine yatışmıştı. Ancak Ankara ve Atina arasında yeni bir diyalog sürecinin ilan edilmesinden bir gün sonra Yunanistan ile Mısır arasındaki deniz yetki sınırlandırma anlaşması imzalandı. Anlaşmanın 6 Ağustos’ta ilan edilmesinin hemen ardından Türk Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Yunanistan-Mısır anlaşmasının ‘yok hükmünde’ olduğu çünkü iki ülkenin deniz sınırı olmadığı kayda geçirildi.

Yunanistan-Mısır anlaşmasına siyasi tepkinin ardından Türkiye’nin ilk somut tepkisi, 10 Ağustos sabah saatlerinde yayınlanan NAVTEX ile verildi. Duyuru, Oruç Reis gemisi ile ona eşlik edecek Ataman ve Cengiz Han gemilerinin 23 Ağustos’a kadar çalışacakları alanların koordinatlarını kayda geçirdi. Türkiye’nin NAVTEX’inden sadece saatler sonra Yunanistan da bir deniz duyurusu yayımladı ve Türkiye’nin ilan ettiği alanların Yunanistan kıta sahanlığı içinde olduğunu, dolayısıyla Türkiye’nin NAVTEX’inin yasa dışı olduğunu savundu.